Favorilerime Ekle | Ana Sayfam Yap | Kayıt ol | Giriş
Güzel Sözler
Güzel sözler duymanız dileğiyle…
Hz Muhammed (s.a.v.)’in Huzuruna Çıkarken »
Güzel sözler söylemek… Birçoğumuzun beceremediği bir kaçımızında söyleyebilecek bile olsa söyleyemediği iletişimin en güzel boyutudur güzel sözler.. İşte web sitemizde bu yüzden kuruldu.
Tamamen güzel sözler söylemek için… Güzel sözler duymanız dileğiyle…
30th
MAY
Hz Muhammed (s.a.v.)’in Huzuruna Çıkarken
Gönder tigris | İlgili Kategoriler: Dini Güzel Sözler
İstanbul’da Çinli bir kardeş, Çin’deki insanlarla internet yoluyla
İslâm’ı tebliğ ederek tanışıyor. Daha sonra tanıştığı on bir kişiyi
İstanbul’a davet ediyor. Bunlardan üçü önceden birbirini tanıyor,
diğerleri yeni tanışıyor. Bir müddet sonra hepsi İslâmiyet’e hayran
kalarak Müslüman oluyor. Güzel isimler alıyorlar. Sonra Çin’e dönmeden
önce umreye gidiyorlar.
Orada henüz «Lebbeyk!» demeye bile dilleri dönmediği için sadece
«Allah» diyorlar. Kâbe-i Muazzama’da namazlarını kılıyorlar. Namazları
kılarken içlerinde Muhammed ismini almış biri, rükû ve secdede o kadar
çok uzun duruyor ki, onların Müslümanlığına vesile olan arkadaş
şaşırıyor. Namazdan sonra soruyor:
“–Sen Allah demekten başka dua bilmezsin, Rükû ve secdede ne okuyorsun
da o kadar çok duruyorsun?”
O da diyor ki:
“–Eğer bana müsaade olsa bir sonraki vakit namazına kadar öylece
dururum, sadece «Allah!» diyorum ama tarif edemeyeceğim bir lezzet
alıyorum. Secdeden kendimi kaldıramıyorum, rükûdan doğrulamıyorum.
Allah bana daha önce hiç tatmadığım hazlar tattırıyor.”
Namazlar ve dualardan sonra Mescid-i Haram’dan otellerine dönüyorlar.
Hilton’un çarşısını gezerken Muhammed isimli Çinli, acaba hangi
içkiler satılıyor diye araştırıyor, bulamayınca niçin içki
göremediğini soruyor. Başlarındaki rehber diyor ki:
“–Burası Mekke, içki burada ne satılır ne de içilir. Çünkü haramdır.”
“–Benim Çin’de içki fabrikam var. Burada otellerde içki göremeyince
düşünmüştüm ki, buraya içki pazarlayabilirim.”
“–Dediğim gibi İslâmiyet’te içki içilmesi haramdır.”
“–Peki, îmal etmek ve satmak?”
Rehber arkadaş bu sual üzerine:
“–Size namazdan sonra cevap vereyim.” diyor. Çünkü içinden şöyle düşünüyor:
“–Buna ben şimdi birden cevap versem belki İslâmiyet’ten soğuturum.
Tedricî söylersem anlaması daha kolay olur.”
Namaza gidiyorlar. İmamın namazda birinci rekâtta okuduğu âyetler
arasında: «Sizin içinizde gizlediklerinizi Allah biliyor.» cümlesi;
ikinci rekâtta: «Sen sadece tebliğ edicisin, hidayet verecek olan
benim.» beyanı geçiyor.
Selam verdikten sonra rehber, Çinli Muhammed’e diyor ki:
“–İslâmiyet’te içkiyi üretmek de satmak da haramdır.”
Çinli Muhammed de telâşla:
“–Son sünneti kılmadan hemen dışarı çıkalım.”
“–Ne oldu?”
“–Acele dışarı çıkmalıyız.”
“–Hayırdır?”
“–Hemen bir telefon bulup benim Çin’i aramam lâzım…”
Böylece dışarı çıkıp Çin’i arıyorlar. Çinli Muhammed telefonda
kardeşine itiraza mahal bırakmayan bir üslûpla diyor ki:
“–Bizim içki fabrikasını acele kapat!”
Karşıdan olumsuz cevap geliyor ki, ısrar ediyor:
“–Lütfen hemen kapat!”
Kardeşi tedirgin bir şekilde uğrayacakları milyon dolarlık zararı öne
sürerek yine itiraz edince Çinli Muhammed şöyle diyor:
“–Bütün zarar bana ait! Sen yeter ki kapat. Gelince hesaplaşırız.”
Böylece bir telefonla oradan içki fabrikasını kapatıyor. Huzur içinde
namazlara ve diğer ibadetlere, ihlâs ve samimiyetle devam ediyor.
Sonra Mekke’den Medine’ye gidiyorlar. Yolda uçakta, bir gazetede o
mübârek topraklara uygun olmayan resimlerle bir şampuan reklâmı
gözlerine çarpıyor. Rehber şaşırıyor:
“–Allah, Allah!”
“–Ne oldu?”
“–Yahu bunun olmaması lâzım. Çünkü kadının bir mahremiyeti ve
tesettürü vardır.”
“–Nasıl?”
“–Tesettür İslâm’ın emridir. Kadınlara şu şu şekilde örtünme emri
vardır. Böyle açık olmaları, mini etek giymeleri haramdır.”
Bu konuşma üzerine uçaktan iner inmez Çinli Muhammed, yine derhâl
telefon edebileceği bir yer aramaya başlar.
Rehber:
“–Önce Peygamber Efendimiz’i ziyaret edelim, ondan sonra telefon
edersin.” deyince de şu cevabı verir:
“–Hayır, benim Çin’e hemen telefon etmem lâzım. Bir haramı işlerken
Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in huzuruna çıkmaktan hayâ
ederim… Benim Çin’de açık kıyafetler, minik etekler üreten konfeksiyon
fabrikam var. Onu da kapatmak istiyorum.”
Çin’i arıyorlar. Yine karşı tarafın itirazlarına rağmen Çinli Muhammed
kararlı bir şekilde âhiret kârını düşünerek bahsettiği fabrikanın da
kapatılması talimatını veriyor. Kardeşinden «peki» sözünü aldıktan
sonra huzur içinde Ravza’ya yöneliyorlar. Namazları kılarken Muhammed,
yine rükûları, secdeleri uzatıyor.
Rehber Çinli Muhammed’le ilgili yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Bir sabah namazında farza durduğumuzda Muhammed sağ tarafımdaydı.
Secdeye vardık. Biz imamın tekbiriyle secdeden kalkarken o secde
yapmaya devam etti. Kıyama da kalkmadı. Biz ikinci rekâtı kıldık. O
hâlâ secdedeydi. Selâm verdik. O yine secdedeydi. Oysa cemaatle
namazda hiç böyle yapmamıştı. Hafifçe bir sesle:
«–Namaz bitti!» deyip omzuna dokundum.
O da ne? Çinli Muhammed sağ tarafa yıkılıverdi. Telâşa kapıldık. Sonra
baktık ki, vefat etmiş.
Üzüntülü bir hâlde gasil işleri için hastaneye ***ürdük. Biz
koştururken biri geldi. Bir Arap… Herkes ona saygı gösteriyor, hürmet
ediyordu. Herkes elini öpüyordu. Bizim yanımıza gelip:
«–Çinli biri var mı, burada?» diye sordu.
Önce Ravza’ya gitmiş, orada aramış. Hastaneye getirildiğini duyunca
yanımıza gelmiş. Dedim ki:
«–Var ama vefat etti.»
Adam hiçbir şey söylemeden mermerin üzerine secdeye kapandı ve
hıçkırarak ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra ağladı, gözyaşlarıyla
mermeri ıslattı. Sonra secdeden kalktı. «Niçin böyle yapıyor? Bu kim?»
diye sorduk. Ravza’da yetkili bir müdür olduğunu söylediler. Sonra o
anlattı:
«–Bu gece rüyamda bana Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-
Efendimiz buyurdular ki: ‘Çinli bir kardeşim vefat etti. Koş, onun
cenazesine katıl!’ Şu an bu emri uygulamaya fırsat bulduğum ve bu
kardeşimin kadrine şâhit olduğum için duygulandım.»
Ardından defin işlemlerinin hepsine katıldı, gözyaşları içinde Çinli
Muhammed’i sonsuz yolculuğa uğurladık.”
Böylece Hicaz’a doğru Çinli Muhammed’le başlayan yolculuk, Türkiye’ye
dönerken onsuz devam ediyor.
Bunlar masal değil, hikmetler dolu bir hakikat. Çinli kardeşimiz belki
doğru-dürüst elli vakit namaz kılamadı. Ama öyle bir samimiyet ile
namaza sarıldı ki sonsuz müjdelere nail oldu. Onun yeni Müslüman
olmasına rağmen:
“Ben, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in huzuruna tek bir
haram olsa da onu işleyerek gidemem. Ben önce bu haramdan
kurtulacağım, ondan sonra Kâinatın Efendisi’ni ziyaret edeceğim.”
diyebilecek kıvamda gösterdiği aşk ve idrak noktasına yıllardır
Müslüman olan bizler acaba ne kadar yaklaşabildik?
Gırtlağına kadar haram içinde yüzüp de; “Ben Peygamber -sallâllâhu
aleyhi ve sellem-’i seviyorum.” diyenler, ne kadar samimî?
Sizde Yorum Yazın
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız
Araçlar
-
Mayıs 30, 2007 -
Dini Güzel Sözler -
Yorum Yok
-
Comments Feed